kahve ve sigara

kiev günlükleri, 6

(yarım kaldı bu yazı, şehir ve iş değişikliği, taşınma, şu bu derken, bitemedi, yazdığım kadarıyla dursun bir kenarda…)

aynı şehre sevdalanmışız nazım’la, o hızlı davranmış, oysa ben yazacaktım bu sözleri 🙂

kapısından girer girmez
o dakka, o saniye
gözlerini görür görmez
birden sevdalandım kiyef şehrine
(nazım hikmet)

zagrep için yazmıştım “bir şehri sevmiş olmanın en belirgin ölçütü, en karlı ve soğuk halleriyle karşılamasına bile hiç aldırış etmemek belki de,” diye, aynısını kiev için tekrarlayabilirim, hem ne diyebilirim ki, yemyeşil, güzeller güzeli şehre bir kış ayında giden densiz ben iken…

kiev014

kiev013

çok gün geçti üzerinden, ayrılalı, ama almatı’da sıkıcı ofis ortamında otururken bir yandan kreşatik, taras shevchenko, ivana mazepi, moskovskaya caddelerinde, maidan‘da, lavra‘da turlamaya, tepeden dinyeper‘i ve şehri izlemeye, bochka’da yemek yeyip porter pub’da bira içmeye devam ediyorum. (türkçe’de kreşatik diye geçiyor ama hreşatik -хрещатик- diye yazılıyor ve hriyşığtik benzeri telaffuz ediyor ukraynalılar.)