kahve ve sigara

yakışmaz mıydı bukowski’ye rakı kadehi

paris013

notlar tutmuş pis moruk, ipe sermiş hepimizi.

alınma üstüne, sen yoksun anılarında, ya da çoksun, kim bilir, kime ne, o bizi hiç sevmedi ki, kaçtı hep, gördüğü sahteliğimizden, sahi, biz niye sevdik o zaman? niye hiç alınmadık üstümüze küfürlerini? başkalarına mı savurduğunu düşündük hepsini? kim o başkaları? bizden başka?

“bu insanların yüzlerinin ne kadar çirkin, kasvet verici, etli ve iğrenç göründüklerinin farkında olmadıklarına inanamıyordum, tüm güzelliklerin kirletilmesi gibiydiler. ama gene de gayet sakin yürüyor, yüzlerini ekrana getiriyor, birbirleri ile şakalaşıp gülüyorlardı. yaptıkları esprilere gülmek gayret gerektiriyordu, ama onlar o kadar kolay gülüyorlardı ki. o yüzler! ah o yüzler!”
(“ölüler böyle sever”)

alın artık üstüne, gömmüş işte her birimizi, ayyaşlığına mı verelim anlamazdan gelmek için?

“bu anlamda iyi geliyor bana jack. çok fazla entelektüel gördüm son zamanlarda. her ağızlarını açtıklarında mutlaka elmaslar saçan değerli entelektüellerden çok sıkıldım. beynime bir soluk hava çekebilmek için savaşmaktan bıktım. yıllarca insanlardan kaçmamın nedeni bu, ve onlarla görüşmeye başladığımdan beri inime dönme zamanının geldiğini hissediyorum. zihinden başka şeyler de var hayatta: böcekler ve palmiye ağaçları ve biberlikler, ve bir biberliğim olacak inimde, gülün siz.”
(“pis moruğun notları”)

hadi o zaman, bir kez daha, her zamanki gibi, “şerefe”nin ardına saklanalım!