kahve ve sigara

ama müzik güzel

“aaaaaaaa da da da weyt”, iletişimde sınır tanımayan nadejda arabesklendirilmiş gecelerimizde gencebay’ın yeri kalmamış artık, rakı bile sevmez, sevdiremez olmuş kendisini. devam etmeden bir not düşmeli diye düşündüm, internet üzerinde kaptığım bu kişisel blog köşesi sözlerin henüz toparlanmamış, süzgeçlenmemiş, makyajlanmamış “çıplak halleri”ni…

saçmalama alanı buraları

“dude”, big lebowski (1998) sakallarım isyanda, “koyverdun gittun beni…”, maziye karışır sevda yemini, aklıma takıldı, anlık bir düşünce işte, “faşizmin sınırı var mı lan?”, “varto’da çıplak öldürülmek” mesela, neresinde o sınırın, en ağır sözleri dünyanın, en güzel sözlerini yazandan gelmedi…

allah kimin belasını verse

viyana’dayız, tramvayda, konuşuyoruz bir yandan, hemen arkamızda oturan yaşlıca bir adam kafasını uzatıp “gezmeye mi geldiniz?” diye sordu, az buçuk bir tanışma faslından sonra da sanki pimini çektiğimiz bomba gibi patladı bir anda, başladı saydırmaya, avusturyalılar hakkında, “insan değil bunlar…

paris gecesi

can sıkıcı ve saçma schengen kuralları yolumu viyana öncesi paris’e düşürdü, bol zamanım olsaydı şikayetim olmazdı ya, tek gece de fena değildi işte, elde bavul, sırtta fotoğraf makineli, dizüstülü çanta, ilk ve son durak gecenin bir vakti “latin quarter”, notre…

kiev günlükleri, 6

(yarım kaldı bu yazı, şehir ve iş değişikliği, taşınma, şu bu derken, bitemedi, yazdığım kadarıyla dursun bir kenarda…) — aynı şehre sevdalanmışız nazım’la, o hızlı davranmış, oysa ben yazacaktım bu sözleri 🙂 kapısından girer girmez o dakka, o saniye gözlerini…

kiev günlükleri, 3

sınır bölgelerinden üzücü haberler gelmeye devam ediyor, yaşamlarını ne kadar etkiliyor, emin olamıyorum. görünürde bir şey yokmuş gibi davranıyorlar, ya da davranmaya çalışıyorlar. şehrin pek çok yerinde, geçtiğimiz sene çatışmalarda ölen kişiler için anma yerleri var, çiçekler eksik olmuyor, bazı…